Bayan bana bak!

396308_10150543639360042_116928686_n

“bayan seni alır kaçarım
benden uzaklaşma”

https://www.youtube.com/watch?v=a6hxNRHAXLg

Reklamlar

Majestenin Kadınları

İçerik

Marie Antoinette’in nedimesi Lamballe Prensesi Marie Louise of Savoy

Lady-in-waiting  dediğimiz hanımlar kraliçenin veya prensesin nedimeleri. Bir nevi yardımcı. Fakat onları kraliçenin/prensesin hizmetçileriyle karıştırmamak gerek. Bu yardımcılar kraliçenin giyinmesine yardım etmek, yemek pişirmek gibi işlerle meşgul olmazlarmış. Daha ziyade kocaman taş duvarların arasında canı sıkılmasın diye kraliçeye eşlik eder, güzel hikayeler anlatır, fal bakar, şarkı söylerler, kraliçenin sohbet arkadaşı olurlarmış. Koskoca kraliçenin sohbet arkadaşı olabilmek için iyi eğitim görmüş kültürlü bayanlar olmaları gerek tabii. Bu yüzden nedimeler görece alt seviyeden olmak üzere soylu ailelere mensup kızlardan, hatta kimi küçük ölçekli krallıkların prenseslerinden seçilirmiş.

Diğer Avrupa ülkelerini bilmem de İngiltere’de halen devam etmekte olan bir saray geleneği olduğunu söyleyebilirim. Aslında sarayla da sınırlamamak lazım. Yüksek mevki sahibi über soylu kadınlar da kendilerine lady in waiting tahsis ediyorlarmış.

II. Elizabeth ve nedimesi bir resepsiyona katılmak üzere arabadalar, 1954.

Şimdi düşünelim bakalım popüler kültürümüz edebiyat/sinema/tv dizileri vasıtasıyla bize hangi iki ünlü İngiliz nedimesini armağan etti? Sevgili Boleyn kızları bittabi. Anne Boleyn ve kız kardeşi Mary Boleyn bize komşu kızından daha yakın değiller mi? İkisi de saray hayatlarına dönemin kraliçesi Catherine of Aragorn’a nedimelik ederek başlamışlardı. Sonrasında ne mi oldu?

Evrenin Türküsü

G. Altov ve V. Juravleva’nın birlikte yazdıkları ve lise yıllarımda beni bilim kurgu edebiyatıyla tanıştıran bu incecik kitap, Sovyet bilim kurgusunun ilk ve güzel örneklerinden biri.

Sovyet yazınını okurken keyif alsam da, yer yer okuyucunun gözüne sokulan didaktik, soğuk dil rahatsız edici olabiliyor. Evrenin Türküsü ise bilimle şiirselliği buluşturan yumuşak ve sade bir üslupla kaleme alınmış. İnsanın, kendisi dışında başka bir akıllı varlığı keşfi ve varlıkla iletişim kurma çabası popüler Amerikalı muadillerinden farklı. Dünyaya ve evrene insan merkezli bakışımızın, sınırlı algımızın bizden farklı bir varlığı anlamlandırmada nasıl yetersiz kaldığını görürüz. Dünya dışı varlık dediğimiz şey illa potansiyel bir tehdit değildir. Kitapta, yaşadığı gezegenden dünyamızı gözetleyip istila planları yapan doğası kötü yaratıklar yoktur. Tepkilerini, reflekslerini, ne olup olmadığını kendi insani deneyimlerimizle çözmeye çalışırken evrendeki yerimizi de sorgulamamıza vesile olan canlılar vardır.

Golf sporunu kim buldu?

“Bilbo Baggins’in büyük büyükamcası Bullroarer, nam-ı diger Bogakükreten olağanüstü uzun boylu, ata bile binebilen cesur bir Hobbitmiş. Yeşil Ovalar Muharebesi’nde Gram Dağı goblinlerinin saflarına dalmış ve kralları Golfimbul’un kellesini tahta bir sopayla koparmiş. Kelle havada yüz metre uçtuktan sonra bir tavşan deliğine düşmüş ve böylelikle hem muharebe kazanılmış hem de golf sporu icat olmuş.”

Hobbit, J. R. R. TOLKIEN

Zorba’nın İnsanı

Aleksi Zorba‘ya göre insan şöyle yaratılmış:

“Tanrı bir sabah, cinleri başına toplanmış halde uyandı. ‘Ben ne biçim tanrıyım ki’ dedi, ‘vaktimi gecirmek icin bana günnük yakacak ve küfredecek insanlarım yok? Baykuş gibi yalnız yaşamaktan bıktım artık! Tuuh!’ Avuçlarına tükürdü, çamur yaptı, iyice yoğurdu; küçük bir insan yapıp güneşe bıraktı. Yedi gün sonra aldı, pişmişti. Tanrı ona bakıp güldü: ‘Hay şeytan alsın beni!’ dedi. ‘Bu düpedüz domuz be! Başka şey istiyordum, başka şey oldu. Hapı yuttum, ama oldu bi kere…’ Sonra, ensesinden yakalayıp bir tekme attı: ‘Haydi bas!’ dedi, ‘Git, başka domuz yavruları da yap. Dünya senindir; yürü! biir, iki, marş!..’ Fakat o, domuz değildi. Başında fötr şapka, omuzlarına rasgele atılmış bir ceket, ütülü bir pantolon ve kırmızı tüylü çarıkları vardı. Belinde de, -ona şeytan vermiş olmalı- üstünde, ‘seni yiyeceğim’ yazılı, bilenmiş bir laz bıçağı taşıyordu… Bu insandı.

Tanrı, öpsün diye elini uzattı ona. Ama insan, bıyığını burarak dedi ki: ‘Yol ver be moruk, geçeyim!’ “