23 Vintage Photos of Egypt’s Golden Years

Egyptian Streets

A woman reading a magazine in the 1950s A woman reading a magazine in the 1950s

By Mohamed Khairat, Founder, EgyptianStreets.com

Egypt in the 1900s was a different place. Egyptian cinema was the third largest in the world, Cairo was a city that foreigners dreamt of spending their holidays exploring, Egyptian music flourished and shook the world, Jews, Muslims and Christians lived together as neighbours, and women had freedoms that were unheard of in many other countries.

Egypt was a place of liberal spirits, unhampered by sectarian and ethnic prejudices. The rights of men, women and children were championed.

Yet, all that has changed, and often may Egyptians forget the Egypt that used to be. Here are 23 photographs of vintage advertisements and other images that will teleport you to Egypt’s ‘golden years’ and show you an Egypt you may have forgotten ever existed.

(These photographs are available thanks to ‘Vintage Egypt. Click here for more)

1. “The Japanese do…

View original post 1.124 kelime daha

Kısa Mısır Notları 2

Han el-Halili

 

Han el-Halili, Kahire’nin en büyük tarihi çarşısı. Bir nevi bizim Kapalı Çarşı (ya da Mısır Çarşısı). Eski Mısır’a veya Arap kültürüne ait bi sürü incik boncuk, heykel, hediyelik eşya vb satılıyor. Çarşının Memlükler’e kadar uzanan bir geçmişi var ve Osmanlı İmparatorluğu döneminde de Türk Çarşısı olarak biliniyormuş. Han esnafı korkutucu derecede ısrarlı. Yanlarından sakince sıvışmak namümkün.

Ama pazarlık yapmak çok keyifli. 200 dolarla başlayan pazarlık, 20 dolarla bitebiliyor:)

Çarşının içindeki kahvelerde nargile çok yaygın. Mısırlı erkekler kadar kadınlar da nargileyi seviyor. Yazar Naguip Mahfouz’un oturup kitaplarını yazdığı ve artık onun ismiyle anılan kahvede oturup naneli çay içtik. Burada om ali gibi yerel tatlılar, gül esanslı muhallebi yiyebilir, anasonlu türk kahvesi içebilirsiniz. Naneli çayı pek beğenmedim, nane aroması fazlaydı benim için. Belki nane yapraklarını daha az tutmam gerekiyordu çayın içinde, o zaman makul bir aroma elde edebilirdim. Anasonlu kahveyi ise benden başka beğenen olmadı sanırım. Karakteristik ve derin bir tadı vardı, Türkiye’de bulursam alırım. Gül esanslı muhallebi de pek bana göre değildi ama om aliyi tavsiye ederim. Bademli, fındıklı, hindistan cevizli ılık bir muhallebi.

Nil hakkında anlatılacak çok şey var. Tek başına bir yazı konusu olmayı hakediyor. 5000 yıllık geçmişe sahip Mısır medeniyetinin en önemli kaynağı. Zamanı yıllara, mevsimlere bölebilen Eski Mısırlılar tüm hesaplarını Nil’e göre yapmışlar. Ülkenin şu anki yüzölçümünün %90’ını çöl oluşturuyor, geri kalan %10’luk alan da yerleşim yerlerinin kurulduğu bölge ve önemli oranını Nil kıyıları oluşturmakta. Nil Nehri Kahire’nin de ortasından geçiyor. Şehir merkezinde nehir kenarında yer alan caddeler temiz ve güzel. Nehir üzerinde gezen beyaz yelkenlilerin ismi felucca. Feluccalarla nehirde kısa bir gezinti yapmak mümkün.

Aswan

 Ülkenin en güneyinde yer alan Abu Simbel’e Aswan aktarmalı olarak gidilebiliyor. Aswan’da ayrıca ülkenin en önemli barajı yer alıyor. Aswan Barajı, Nil’in taşmasını önlediği için hayati öneme sahip. Aswan’da nehir ve çöl birbirine çok yaklaşıyor, neredeyse çölden bir avuç kum alıp nehre atabilirsiniz. Ülkenin bu güney bölgesinde yaşayanların teni çok daha koyu. Abu Simbel ve Aswan’da gezerken, Kuzey Afrika’da olduğumuzu tekrar hatırladık. Bir de benim şahsi görüşüm, buradaki halkın daha saygılı ve samimi olduğu yönünde. Satıcıların hiçbiri Kahire’dekiler kadar ısrarcı değil.

Abu Simbel Tapınağı

“My name is Ozymandias, king of kings:

Look on my works, ye Mighty, and despair!”

Nothing beside remains. Round the decay

Of that colossal wreck, boundless and bare

The lone and level sands stretch far away.”

İşte Abu Simbel’e geliş nedenimiz.. Bu devasa tapınağı megalomanlar megalomanı Ramses II yaptırmış. Sanırım Ramses II, kendisi için en fazla tapınak ve heykel yaptıran firavun. Gezdiğimiz o kadar çok yerde karşımıza çıktı ki… Ülkenin en güneyine kadar gelip bu kadar heybetli bir tapınak yaptırmasının sebebi de hakimiyetini ve yenilmezliğini güneydeki halka unutturmamakmış.

Tapınağın girişinde Ramses’in dört heykeli yer alıyor. Heykellerden birinin kafası ve gövdesinin bir kısmı düşmüş fakat düşen parçayı da düştüğü yerde, heykelin ayaklarının dibinde muhafaza ediyorlar. Tapınak kapısının üstünde yer alan tanrı, büyük tanrı Ra’nın kendi güçlerini devrettiği ve artık Ra-Haraktae’ye dönüşmüş olan Horus. Ra-Haraktae, bulunduğu yerden tapınağı koruyor.

Ramses II, karısı Nefertari’yi de unutmamış ve firavunlar tarihinde bir ilk olarak karısı için de bir tapınak yaptırmış. Tabii ki kendisininkinden çok daha küçük bişey hazırlatmış. Zaten dayanamayıp girişteki 6 heykelin 4’ünü yine kendisi için yaptırmış. Karısına 2 heykel bırakmış:)

Yukarıdaki resimde iki Ramses heykelinin arasındaki Nefertari daha net görünüyor. Bize aktarılanlara göre Ramses karısını çok severmiş. Ona olan sevgi ve saygısını da bu tapınakla ifade etmiş.

 


Kısa Mısır Notları 1

Kurban bayramı tatilimi Mısır’da geçirdim. Çok sansasyonel bir dönem seçmişim Mısır’a gitmek için. Bu sene Mısır’a çok sayıda Türk turist götüren bir turizm acentasının turları, gidenlerin elinde patlamış maalesef. Tur şirketinden kaynaklanan organizasyon eksiklikleri herkesin tatilini rezil etmiş. Miş diyorum çünkü olan bitenleri Türkiye’ye dönüşümüzde öğrendik etraftan. Neyse ki bizim seyahatimiz sorunsuz geçti. Daha önceden Mısır’a gitmiş olan kimi arkadaşlarımdan ülkeyle ilgili pek de iç açıcı şeyler duymamıştım, o yüzden kendimi en kötüsüne alıştırmıştım zaten. Ama hiç gerek yokmuş ki… Her gün beyninizi uçuran güzellikte ve görkemde öyle yerler gezip, öyle şeyler öğreniyorsunuz ki, yaşadığınız her ne olumsuzluk varsa o anda önemini yitiriyor zaten. İlk üç gece Kahire’de kaldık, gezinin geri kalanında otelimiz Nil üzerinde seyahat etmekte olan bir gemi oteldi. Antik Mısır döneminden kalma tapınakların bir çoğu Nil kıyısına kurulmuş yerleşim birimlerinde yer aldığından, her birini gezebilmemiz için en rahat yöntem Nil’de seyahat etmek. Son gecemizi de Luksor’da geçirdik ve keşke biraz daha uzun sürseydi dediğim Mısır günleri sona erdi.

Kahire ne renk?

Kahire tek renk, çölün içinde kamufle olmuş.Tüm binalar, her yer çöl sarısı. Bölgeden çıkartılan kumtaşıyla yapıyorlarmış binalarını. Bölgede bol bulunan ve kolay işlenen bir taş olduğu için tercih ediyorlar heralde. Taşın rengi de adı üzerinde kum sarısı olduğu için, her yer aynı renk. Şimdi diyceksin boyasınlar o zaman binaların yüzeyini. Yok boyamıyorlar işte… Bu konuda birkaç varsayım duydum. Biri, amaan zaten tozun toprağın içinde yine kirlenecek, deyip kendi haline bıraktıkları yönünde. Diğeri de, bina boyanınca devlet vergi aldığı için. Hangisi doğrudur ya da değildir bilmiyorum.

Kahire ayrıca damsız bir şehir. Halkın çoğu binaların yapımını bitirmeden kaçak elektrik,suyla yaşıyor. Bina tamamlanmadan devlet vergi alamıyormuş.Bu yüzden evler çoğunlukla boyasız ve damsız. Bu fotoğraftan pek belli olmamış ama tüm şehir inşaat halinde sanki. Herşey yarım bırakılmış, inşaat artıkları da yol kenarlarında duruyor.

Sakkara ve Basamaklı Piramit

İşte yapılan ilk piramit. İsmi Basamaklı piramit olarak geçiyor. M.Ö. 2600’lerde Kral Zoser için yapılmış. Piramidin mimarı çok ünlü buralarda.İmhotep, döneminin baş rahibiymiş. Ondan önceki anıt mezarlara mastaba deniyor, tek katlı. İmhotep bunu da önce tek katlı yapmış, sonra katları çoğaltıp, üst üste 6 mastaba yapmış. Adamı öldükten sonra ilahlaştırmışlar.

Sakkara’daki Zoser’in piramidinin çevresine yapılmış duvarın bir bölümü ve entarili bir Mısırlı. Tüm Mısırlı erkekler entari giymiyor tabii. Kişisel tercihe göre değişiyor muhtemelen.

Bunlar ne?

Bunlar Halı… Halı dokumacılığı gelecek vaat eden bir meslek. Birçok aile küçücük çocukları okul yerine atölyelere gönderiyormuş. Devlet bir orta yol bulmuş sonunda. Atölyeleri halıcılık okulu haline getirmiş. Aynı zamanda ders de görüyor çocuklar. Sakkara’da bu “Carpet School”larla dolu bir bölgeden geçtik.

Giza Piramitleri

Burada gezi fotoğraflarımız yerine National Geographic’den bir fotoğraf paylaşayım. Onlarınki daha havalı 🙂

Giza platosundaki bu üç piramitle ilgili beni en çok şaşırtan şehir merkezine yakınlıkları oldu. Ben hep çölün ortasında olduğunu düşünmüştüm. Halbuki şehir (Kahire) piramitlerin dibine kadar genişlemiş. Şimdi yukarıdaki fotoğrafa bakınca hiç öyle görünmüyor ama di mi? Sanki uçsuz bucaksız bir kumun ortasındalar.

Bu üçlünün en büyüğü ve en eskisi, fotoğrafta en arkada görünen Keops. M.Ö. 2500’lerde yapılmış ve yapımı yaklaşık 20 yıl sürmüş. Aslında dış yüzeyi kaplama tabakasıyla kaplıymış ama zamanla tabaka sıyrılmış gitmiş, piramidin yapıldığı taş bloklar çıkmış ortaya. Keops Piramidinin yapımında 2.3 milyon kireçtaşı taş blok kullanılmış. İkinci büyük olanı, fotoğrafta ortada yer alan, Kefren. Bakın bunun üzerindeki koruyucu tabakalar piramidin tepesinde görünüyor. Aslında tüm piramitler bununla kaplıymış ve bu kaplama güneş ışığını yansıtır, piramidi ışıl ışıl parlatırmış. Kefren, babası Keops’a saygı emaresi olarak daha küçük bir piramit yaptırmış ama piramidi daha yüksek bir tepeye inşa ettirmiş. Böylece babasınınkinden daha büyük görünmesini sağlamış uyanık evlat.

Evet, kendi fotoğraf arşivimize geri dönebiliriz… Piramitlerin yakınlarında bekleyen ve sizi ısrarla deveye bindirmek isteyen, kabul etmezseniz bir fotoğraf çektirmeden bırakmayan Mısırlı deveciler can sıkıcı. Sizi zorla deveye bindirip, istediği ücreti alamayınca indirmeyen, hatta sizi çöle doğru sürükleyen deveciler var. Devesinin ya da kendisinin fotoğrafını çektiğinizi gördüğü anda bahşiş istemeye gelip, birkaç dolar koparmadan yanınızdan ayrılmıyorlar. Sizinle birlikte fotoğraf çektirmeyi de seviyorlar. Tabii ki fotoğraf sonrası yine bahşiş… Sadece deveciler değil, her türlü turistik bölgede bulunan çok sayıda satıcı da böyle. Sattığı şeyi almak istemezseniz, zorla kolunuza sıkıştırıyorlar 🙂

Koptik (Hıristiyan) Kahire

Mısır halkının %90’ı Müslüman, %10’u Hıristiyan. Mısırlı Hıristiyanlar’a Kıpti deniyor. Kıptiler, Antik Mısır’ın soyundan gelenler. Firavunların torunları… Ülkeyi Arapların istila etmesiyle birlikte halkın büyük çoğunluğu Müslümanlığa geçmiş fakat bir kısmı Hıristiyan kalmayı seçmiş. Eskiden Kıpti sözcüğü tüm Mısırlıları tanımlamak için kullanılıyormuş ama günümüzde Araplarla karışmamış yerli halk için kullanılıyor.

Bu fotoğraf Al-Muallaqa Kilisesi’nin avlusundan…  

Gittiğimiz gün kilise çok kalabalıktı, kilise kapısından çıkan bir çok hasta ve engelli Hıristiyan vardı. Sanırım şifa dilemek için gelmişler. Kurban bayramının ilk günüydü, başka bir dine inansalar da, onlar da bayramda kiliselerine gelerek dua ediyorlar. Bu arada söylemeyi unuttum, Mısır Hıristiyanları Ortodoks.

Bazilika tarzı mimari ilk kez bu kilisede kullanılmış. Daha sonra bir çok kilisenin temel mimarisi olmuş. Aslında bu tavanı da eski Mısırlılardan görüp uygulamışlar. Gittiğimiz tapınakların bazılarını bu şekilde yapmış Mısırlılar.

Eski Mısır tapınaklarında birkaç kez karşımıza çıkan bir kabartma da Ana tanrıça İsis’in oğlu Horus’u kucağında emzirdiği bir figür. Bu figürün çok benzeri Hıristiyanlık’ın önemli bir kültü olan Meryem ve İsa bebek figürü. Tek tanrılı dinlerin doğduğu bir coğrafyada yer alan Mısır’ın mitolojisi, günümüz dinlerini oldukça etkilemiş.